12 Ocak 2012 Perşembe

Bugüne dair bir deneme...

KADIKÖY’DE BİR DİALOG ARAYIŞI


İnsel İnal
“Manipule Demokrasi Hikayeleri” sergi katalog yazısı.
Aralık 2011

Türkiye’de siyasi gelişmelerden uzak durmak şu günlerde daha da zor. Politik duruş sergilenmese bile sistemi etkileyen siyasi hareketlilik sanatsal üretimleri ve içeriğini de çok etkilemekte. Sanat kuskusuz sanatçısına bir hareket ve müdahale alanı yaratıyor. Çağdaş yaşamın gerekliliklerinden, müdahil olma durumunu sanatçısına yaşatıyor. Aslında sanatın kendini varettiği ve üzerinde yükseldiği alanlar, müdahale etmekten besleniyor. Fakat sanatçı hareket ve müdahale alanı olarak gördüğü özgür bölgesini, şimdi kurum ve sermaye ile içli dışlı olmaktan dolayı kaybetmek üzere. 
Kurum ve sermayenin varlığı ile yaşamla arasındaki bulanıklaşan çizgiden beslenen sanatın ilişkisi, bugünün siyasi gerçekleriyle de çok örtüşüyor. Sanatçı; deşifre eden, söylenmeyen ve görülmeyeni gösteren, hissedilmeyeni hissettiren özellikleriyle, bağımsız yapı, alan ve inisiyatifini, kurumların sıcak ve huzurlu kucağında, iktidarların gölgesi altında anca sorgulamaya başladı. İstanbul Modern’de yaşanan olaylar, İçişleri Bakanı’nın sanatçılar ile ilgili verdiği beyanlar, sansür meselesi ile başlayan sanatçıların örgütlenmesi ve taraf olması durumu, yeni tanımların, tavırların gündeme düştüğü bugünler, Türkiye sanat tarihinin dönüm noktası olarak kayda geçirilmesi gereken kritik günleri.
Eğer bir tavır ve karşı duruşlardan bahsedilecekse, siyaset, sermaye ve sanat üçlü ortaklığına, önemli başka bir başlık daha eklemek gerekiyor. Sanat eğitimi. Bugüne kadar ve hala sanat eğitiminde merkezde olmanın sanatta başarılı olmakla eş olduğu öğretiliyorsa, sanatın tanımıyla özdeşleşmeyen bir eğitim modeli ile karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz. Öğrenciye, geleceğinde müzede ve galeride var olmasını amaçlatan sanat eğitimi, biçim, malzeme ve işçilik odaklı, sektörel, endüstriyel ve mesleki eğitimler halinde verilmekte. Söz geliştirmek ve bir duruş sergilemek üzere verilecek eğitimlerle, çeperde veya dışarıda kalmanın avantajı ile özgürce eleştiri üretmek yerine, merkezde olamadığı için kendini başarısız hisseden sanatçı adaylarının sayısı o kadar fazla ki… Sanat eğitimcisinin, bu eleştirel bakışı arttıran metodları eğitiminde geliştirebilmesi, onun bir aktivist olarak yaşama karışmasını da sağlar düşüncesindeyim.
Yaşamdaki tüm düzen ve mutluluk manipulasyonlarını sanatçılar üzerinden de okumak gerekiyor. Zira bu okumalar doğrultusunda, özellikle çeperde olmanın bağımsızlığıyla kendini vareden sanatçıların, bu oyunu bozmak için yaptığı sanatsal eylemlerini seyretmek önemli bir gereksinim haline geldi.
Bu sergi de, siyaset, sermaye-kurum ve eğitim dahilinde, demokrasinin yeniden sorgulanabilmesinin umudunu taşıyor.  Demokrasi tanımının, farklı sosyal sınıf ve ideolojilere göre değiştiği aşikar. Bu nedenle sergi, kendini var eden oluşumlar içinde bile yaptırımcı duruşuyla, seyirciye demokrasinin ne kadar manipulatif bir durum olduğunu sorgulatırken, demokrasi kavramının da kişinin yaşadığı yere, ideolojisine, hatta cinsiyetine göre değişkenlik gösterebileceğini vurguluyor.
Sanatçıların kendi eleştiri, bilgi ve gerçeklerini, birçok manipule demokrasi hikâyeleri ile eserlerin üzerinden ulaştırdıkları bu sergi, biçimsel bağımlılıklar ve disiplinlerden uzak, sözü ile kendine yer arayan bir biçimi dize getirdi. Yine kolektif bir duruşla birlikte dialog kurmayı, başka projeleri çağrıştırmayı amaçladı. Birbirini tanımayan bir çok sanatçı, 90’ların ruhunu çağırıştırırcasına kendi hikayelerini yan yana dizerek bütünü, dışarısını deşifre etmek için sergi mekanına taşıdı. Alternatif olma kaygısından uzak, hiçbir hiyerarşik veya sınıf ayrımı olmadan, satmak, sanat tarihine girmek veya ileride müzede sergilenmeyi amaçlamadan Kadıköy’deki seyircisiyle buluştu. Kadıköy’ün sanatçılar arasında yükselen diyalog arayışı ve birlikteliğine de bir katkı vererek, kendisini varetti...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder