İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Galerisi, Fırat Arapoğlu küratörlüğünde düzenlenen 'Spider's Web/Örümcek Ağı' sergisine ev sahipliği yapacak.
İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Galerisi (İKÜSAG), Fırat Arapoğlu küratörlüğünde düzenlenen 'Spider's Web/Örümcek Ağı' isimli sergiyle beş ayrı sanatçıyı ağırlayacak. 'Yeni Türkiye' adlı video çalışmasıyla İnsel İnal, 'Geriye Dönüş & Deja-vu Arasında III' adlı video çalışmasıyla Krassimir Terziev'in konuk olacağı sergide; Didem Erbaş 'Sıcak Ağustos' başlıklı tuvalleri ve 'Bilinmeyen Bölge' başlıklı kağıt çalışmalarını, Çağrı Saray 'Unutmanın Eşiği: Harita' isimli dijital-baskı çalışmasını, Maria Papadimitriou ise 'Ulus-Ötesi' isimli video-yerleştirmesini sanat severlerin beğenisine sunacak.
Mardin’i modern sanatın merkezi haline dönüştürebilmek düşüncesiyle 4 Haziran-5 Temmuz 2010 tarihleri arasında 1. Mardin Bienali düzenlenmiştir. Bienal Mardin’in benzersiz tarihsel mimarisi ve Mardin halkının gündelik hayatıyla kaynaşan mekânlarında gerçekleşmiştir.Tarihsel, kültürel ve coğrafi zenginliklerle dolu olan Mardin kenti, güncel sanatçılar için ilk kez bu kadar farklı ve yoğun bir deneyim alanı olmuştur. Tarihsel ve mekânsal olarak zengin geçmişe sahip Mardin’in eşsiz mimarisiyle bütünleşen sanat etkinlikleri, dünyanın kültür ve sanat haritasında kalıcı bir yer edinmesinde önemli bir etken olacaktır. Mardin, 1.Bienal ile yine yeni paylaşımlara tanık olmuştur ve olmaya devam edecektir. Uluslararası sanat camiası ile yerel ve uluslararası sanatçıların fikir alışverişinde bulunmaları sağlanmış, çok amaçlı bir kültürel buluşma gerçekleştirilmiştir.
Mardin Bienali, sanat yoluyla Mardin coğrafyasını sanatçılar, akademisyenler, öğrenciler ve farklı kültür topluluklarıyla hareketlendirmek, yeni paylaşım ortamları yaratmak, sanatta alışılagelmiş ‘merkez’ fikrinin tanımına yeni boyutlar getirmek ve Mardin’i saygın sergiler dizisiyle merkezi bir konuma oturtmayı amaçlamaktadır.
İlki 2010 Haziran ayında gerçekleşen Mardin Bienali’nin ikincisi yine GAP İdaresi, Mardin Valiliği, Başbakanlık Tanıtma Fonu işbirliğiyle ve özel sektörün katkılarıyla 21 Eylül-21 Ekim 2012 tarihleri arasında düzenlenmiştir. Üçüncüsü Mardin Sinema Derneği tarafından ve özel sektörün desteğiyle 15 Mayıs -15 Haziran 2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi. 4. Mardin Bienali 04 Mayıs - 04 Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleşecektir. Küratörler Fırat Arapoğlu, Derya Yücel, Nazlı Gürlek Sanatçılar Albena Baeva / Ali Emir Tapan / Ana Mendieta / Aslı Bostancı / Aydın Teker / Bilge Alkor / CANAN / Cengiz Tekin / Ceren Oran&Burcu Yılmaz / Chaw Ei Thein / Chris Burden / Çağrı Saray / Didem Erbaş / Eda Aslan / Emre Zeytinoğlu / Fırat Bingöl / Gizem Aksu / Guy Ben-Ner / Hasan Pehlevan / Huo Rf / İhsan Oturmak / İnsel İnal / İpek Duben / Janis Rafa / John Gerrard / Julian Stallabrass / Ken Friedman / Lewis Hine / Leyla Postalcıoğlu / Iliko Zautashvili / Magali Duzant / Mahmut Celayir / Maria Papadimitrou / MERKEZKAÇ / Metin Çelik / Mustafa Avcı / Mürsel Argunağa / Nasan Tur / Özlem Altın / Parastou Forouhar / PELESİYER / Ramize Erer / Romina Meriç / Sara Kostic / Senem Gökçe Oğultekin / Serkan Taycan / Seyhun Topuz / Simon Faithfull / Taner Ceylan / Youssef Nabil
“Dumansız Hava Sahası”
2018
İki-kanallı video-enstalasyon
(değişen ölçüler)
“Bundan üç yıl önce Mardin’de tanıştığım bir genç bana ikram ettiği tütününün hikayesini anlatırken çok heyecanlıydı. Dedesinden beri tütünle büyüdüğünü, tütünün ailesi için önemini ve geleneklerinde tütünün yerini uzun uzun anlatması ile başladı, bu proje. O genci bulmam zor olmadı. Köyüne, Kızıltepe Xurs Vadisi’ne giderek köydeki insanların bu gelenek ve ötesinde bugünle ilişkilerini merak etmeyle, proje şekillendi. Bu kayıt, tütün meseleleri üzerinden Türkiye’nin küçük bir panoramasıdır. Xurs Vadisi yaşayanları, tütün bahçeleri, gündelik siyasetle ilişkileri, tütün politikaları gibi bir çok konunun dahil olduğu bu belgesel, her gün yeniden en baştan yazılan tarihin bir demosudur. Geleneklerin ve belleğin gündelik yaşamdaki etkisinin belgesidir. Tüm Mardin, Kızıltepe ve Xurs Vadisindeki dedelerinden beri tütün üreten ve işleyen tanıdığım herkese, ayrıca bu filmin çekilmesi ve montajına gönüllü katkısından dolayı Eren Eryol’a ve yazılıma dair katkısından dolayı Ramazan Subaşı’na teşekkürlerimle."
“Var olan toplumsal koşulların değişimi üzerine olan inançtır, Ütopya. O halde “ideal” bir coğrafyayı işaret eden “ütopya” kavramı üzerine neler söylenebilir? Ütopyanın aktüel bir gerçekliğinin olmadığı ve yakın vadede ele geçirilmesinin mümkün olmadığı iddia edilmekte. Peki, ya aslında ütopyalarda hayal edilen geleceklerin henüz oluşum halinde olduğu bir zamanda yaşıyorsak? *** Spekülatif bir gelecek kurgusunun iki ucu: Ütopya ve Distopya. Bu iki alan, modern gerçeklikle daimi bir çelişki yaratırken, öte yandan toplum nezdinde hep bir vizyonu da çizmektedir. Herkes, ister bilimkurgusal bir tasarımı ister temsili bir düşünme pratiğini işaret etsin, bu hikayelerden etkilendi/etkilenmekte. Hepimiz öyle ya da böyle bu kurguları merak ettik ve her birini okuduğumuzda, hayalimizde bu kurguyla hayatın nasıl olacağına dair düşüncelerle dolduk. Kaç farklı gelecek türü bizi etkilemedi ki? Ütopik dünyaların amaç ve anlamlarıyla distopik olanların farkları nedir ve birbirlerinden nasıl ayrılırlar? İşte bu sorular, bu serginin ortaya çıkmasına neden oldu. Sahi, her yapıt bir ütopya ya da distopya değil midir?” **
The Only Place Where You Can Dream…
Mustafa Avcı Dilan Bozyel İnsel İnal Berna Kurt Maria Papadimitriou Yusuf Murat Şen Krassimir Terziev
Artist Ütopya 2017 – 27th İstanbul Art Fair November 4-12, 2017
“Utopia is the belief about the change of the existing conditions. In that case, what can be said about the concept of “utopia” referring to an “ideal” geography? It is claimed that utopia doesn’t have any actual reality and that it isn’t possible to carry it out in the near future. So, what if we live in a time when the tomorrows imagined in utopias are in the formation process? *** Two edges of a speculative fiction of the future: Utopia and Dystopia. These two spaces create a permanent conflict with modern reality, while determining a vision in the presence of society. Everyone was/is influenced by these stories whether it refers to a science-fictional design or representative thinking practice. We all wonder about these fictions in one way or another and when we read each of them, we are filled with thoughts about how life would be like with these fictions. We have been influenced by many types of future, haven’t we? What are the differences between the aims and meanings of utopic and dystopic worlds and how do they differ from each other? These questions inspired this exhibition. Really, isn’t every work a utopia or a dystopia?” --------------- The Only Place Where You Can Dream…
ARTIST - UTOPIA
ARTIST 2017 / 27th Istanbul Art Fair deals with utopias under three categories: historical, conceptual and actual. We embark upon an expedition to utopias with exhibitions, concerts, performances, discussions, workshops, screenings and publications. We reach from 13th century Anatolian dervishes and Şeyh Bedreddin to the Soviet Avant-garde, from cyborgs and science fiction to alternative economies, ecological movements, and pedagogic experiences. We discuss the political aspects of the different concepts of temporality borne by utopia. We try to comprehend the perception of history today that makes utopias impossible. We call for discussions of utopia as a concept across relationships of nostalgia and freedom, politics and esthetics, art and design. "Realist Utopias" have room for production and consumption cooperatives that have become more important amidst waves of financial crises, queer and feminist lifestyles, and utopias that breathe in the body and nature.
ARTIST 2017 / 27th İstanbul Art Fair, as part of the event, will host the exhibition “The Only Place Where You Can Dream…” consisting of works of Mustafa Avcı, Dilan Bozyel, İnsel İnal, Berna Kurt, Maria Papadimitriou, Krassimir Terziev & Yusuf Murat Şen and curated by Fırat Arapoğlu between November 4-12, 2017.
“Utopia is the belief about the change of the existing conditions. In that case, what can be said about the concept of “utopia” referring to an “ideal” geography? It is claimed that utopia doesn’t have any actual reality and that it isn’t possible to carry it out in the near future. So, what if we live in a time when the tomorrows imagined in utopias are in the formation process? *** Two edges of a speculative fiction of the future: Utopia and Dystopia. These two spaces create a permanent conflict with modern reality, while determining a vision in the presence of society. Everyone was/is influenced by these stories whether it refers to a science-fictional design or representative thinking practice. We all wonder about these fictions in one way or another and when we read each of them, we are filled with thoughts about how life would be like with these fictions. We have been influenced by many types of future, haven’t we? What are the differences between the aims and meanings of utopic and dystopic worlds and how do they differ from each other? These questions inspired this exhibition. Really, isn’t every work a utopia or a dystopia?” Fırat Arapoğlu
The Only Place Where You Can Dream…
Mustafa Avcı Dilan Bozyel İnsel İnal Berna Kurt Maria Papadimitriou Yusuf Murat Şen Krassimir Terziev
Sergi videonun arkaplanını temsil eden elektriksiz mecra ile birlikte videonun kavramsal ve dokümana dayalı dilsel yönüne odaklanıyor.
Video Sanatı üreten sanatçıların yapıtlarının gelişiminin bir haritasını çıkarmak için videonun fişe takılmadan önceki süreci ile fişe takıldıktan sonrasını birlikte sergilenecek olan sergi, bu bilginin tanıkları olarak çizimleri, metinleri ve objeleri, kısacası filmin oluşum aşamasındaki her materyali serginin ana malzemesi haline getiriyor.
Videoist bu güne kadar kendinden organize bir sanat kolektifi olarak kuratöryel sistemin içinde çatlaklar yaratan bir tutum sergiledi. Yaptığı etkinliklerde, çağdaş sanat kurumlarının oluşturduğu dizgeleri geriye sarıp sanatçı merkezli olarak yeniden okumayı denedi ve Video sanatı aracılığı ile video özelinde çağdaş sanatın arka planı ve katmanlarını ortaya çıkarmaya çalıştı.
Videoist bu sergide Gülsün Karamustafa, Guy Ben-Ner, Benjamin Stumpf- Antje Feger, Khaled Hafez, Hera Büyüktaşçıyan, Nancy Atakan, Yeni Anıt, Hülya Özdemir, TUNCA, Ferhat Özgür, İrem Tok, Yıldız Doyran, Serdar Yılmaz, İnsel İnal, Kaya Hacaloğlu gibi sanatçıları biraraya getirmenin yanı sıra yazınsal deneyime sahip iki isim olan, Fırat Arapoğlu ve Barış Acar'ı projeye dahil ederek küratöryel sistem öncesi sergi kolektivitesinin de altını çizmektedir.
Türkiye’de üretilen performans videoları arasından bir seçki sunan “Impact- Videofest Projesi” bu yıl ilk defa 1 – 30 Kasım 2016 tarihleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi ev sahipliğinde İzmir‘de düzenleniyor.
Direktörlüğünü Emre Gökçen’in, küratörlüğünü ise Ebru Nalan Sülün’ün üstlendiği proje; Türkiye’de 1980’lerden günümüze üretilmekte olan video yapıtlarının içerik, biçim ve estetik kaygılarının günümüze özgü sanat estetiği ve eleştirisi açısından değerlendirilmesi, bu konuda öncülük yapan sanatçıların görünür kılınması, söz konusu video sanatı birikiminin bir arşivinin oluşturulması amaçlarını taşıyor. Festival ayrıca; Türkiye’de video üreten sanatçıların üretimlerinin proje kapsamında sınıflandırılması ile birlikte video sanatı üzerine tartışma yaratmayı da amaçlıyor. Festival, sınıflandırma bakımından her yıl farklı yaklaşımlara odaklanacak bir video festivali serisinin ilki olma özelliğini taşıyor.
Proje; Yeni Anıt, Cengiz Bodur, Handan Dayı, İpek Duben, Nezaket Ekici, Genco Gülan, Erdal İnci, Ferhat Özgür, Hülya Özdemir, Komet, Neriman Polat, Özlem Şimşek ve VİDEOİST inisiyatifinin seçkisi dahilindeki Tunca, Şefik Özcan, Mehmet Ali Boran, İnsel İnal ve Gülçin Aksoy’un videolarından oluşuyor.
Sergide sanat merkezinin altı ayrı galeriye dönüştürülmüş mekânlarında temasal tutarlılıklar ve sanatsal ekollerin yanyanalığı aracılığıyla kurulan estetik temaslar dikkat çekiyor. Nezaket Ekici’nin 8 kanallı video çalışması “Tooth to Tooth” ise Türkiye’de ilk kez festival kapsamında gösterilecek.
amber’15 Sanat ve Teknoloji Festivali kapsamında gerçekleşecek MARX 2.0 sergisi, 6-15 Kasım 2015 tarihleri arasında Adahan İstanbul'da.
"ÇALIŞIYORUM ÖYLEYSE VARIM-LABORO ERGO SUM" temalı amber'15 ise, sanatla yeni teknolojilerin kesişiminde sergilere, atölye çalışmalarına, film gösterimlerine ve panellere yer veriyor.
MARX 2.0, an exhibition organized as part of the amber'15 Art and Technology Festival, will be on view through November 6-15, 2015 at Adahan Istanbul. With the "I WORK THEREFORE I AM - LABORO ERGO SUM" theme, amber'15 will include exhibitions, research workshops, film screenings and panels at the junction of art and new technologies.
Sanatçılar/Artists:
Çağrı Saray Dilan Bozyel İnsel İnalMehmet Öğüt Serkan Taycan Yeni Anıt
Uzunca bir süredir maddi üretimin toplumsal yaşamın temelinde olduğu düşüncesi aşındırılarak, yerine bilgi üretiminin önemi vurgulanmaktadır. Bilgi üretimini ellerinde bulunduranların ise bu sistemi yönlendireceği tezi sıklıkla dile getirilmektedir. Fakat bu bir örtüdür; prekarya üzerine yapilan çalışmalarda gördüğümüz gibi, sömürü sistemlerini örten, gizleyen bir örtü.
Çağımızda, akıllı telefonlar, tabletler ve phabletlerle interneti aktif bir biçimde kullanma pratiğiyse, bilgi tüketimi ve dijital tüketimin başka bir yönünü oluşturmaktadır. Bugüne kadar sadece piyasa odaklı tüketim yönelimlerine dair çalışmaların gösterdiği yapının dışında, bu alana karşı eleştirel ve politik bir tutum almak ise poetika’ya da düşüyor gibi görünüyor. Zira sanatta prekarya tartışmasını da uzunca bir zamandır yaşamakta ve tartışmaktayız. Böylece eleştirel, politik ve sanatsal bir duruş, bu bakış açısında inşa edilebilir.
Elimizde bulunan tabletlerin, telefonların ve makinelerin üretiminde, madenlerin, donanım imalatının, yazılımlar ve hizmetler gibi alanların görmezden gelinmesi de bu sürecin en basit örneğidir.“Innovasyon” dediğimiz sürece başlangıç eden ise tüm bu emek biçimleridir. Bu arka planın görmezden gelinmesi de dikkat çekici değil mi?
Böylece “dijital emek” terimini, dijital medyanın var olması, üretilmesi, yayılması ve kullanılması için gereken, karşılığı ödenen ve ödenmeyen tüm emek biçimlerini içerecek şekilde genişletmeyi öneriyoruz. Sınıflar aşınıyor tezine, sınıfların hiç olmadığı kadar belirgin olduğunu göstererek ve bu acidan bakılmasını önererek.
MARX 2.0 EXPLOITATION OF LABOR IN THE DIGITAL AGE
For quite some time, the idea that material production is 'the basis of social life' is being eroded and the essence of information production is emphasized. It is very frequently stated that those in possession of such information generation would be guiding the aforesaid system. However, this is a cover; as we have seen in precariat studies, a cover that is concealing and hiding the systems of exploitation.
At present, the practice of using smart phones, tablets and phablets as well as the internet in an active manner constitutes yet another aspect of consuming information and digital consumption. Further to the structure that has been pointed out solely by studies concerning market-oriented consumption tendencies up to the present day, assuming a critical and political attitude towards this domain seems to pertain not only to politics but to poetica as well, because we have been experiencing and discussing for quite some time the argumentation regarding precariat in art. There by, a critical, political and artistic stance could be constructed under this perspective.
The simplest examples of this process consist of neglecting such fields like mining, hardware manufacturing, software and services provision in the production of the tablets, phones and machinery we hold. It is all of the aforementioned patterns of labor that initiate the process we refer to as “innovation”. Is it not worth considering that this background is disregarded and neglected?
We are hereby proposing the extension of the phrase “digital labor” so as to include any and all kinds of labor patterns required for existence, diffusion and utilization of digital media, remunerated for or otherwise. Demonstrating against the thesis of eroding classes, that such classes are more explicit than ever, and suggesting a perspective from this standpoint.
İçinde bulunduğumuz dünya, korkakların birer lider, otokrat ve diktatör haline dönüşebildiği bir dünya. Korkak bir diktatörse, “nefretle” intikam almakta ve amacı şiddeti genelleştirmek. Çünkü şiddet olgusu genelleştikçe halklar sinmeye başlarlar ve zayıflarlar. Bu zayıflığın aksi kutbunda zayıflayan her bir birey, otoritenin gücüne güç katar. Cesur ve kahraman olan halksa, bu niteliklerini bir temsili kişiye aktarır ve korkak/aptal hale gelir. Demokrasi, aklın önüne geçmeye başlar. Yaşamında kendi varlığı ve amacıyla ilgili hiçbir karar almamış insanlar, sizin için ve size rağmen karar almaya başlarlar. Hayatları boyunca ne yapacakları doktrinlerle ve kutsal kitaplarla söylenmiş insanlar, otorite karşısında ne yapacağını bilemez. Kendi bilinçlenme olasılığını düşünemeyecek kadar silik bir yurttaş haline gelmiştir ya da getirilmiştir. Tüm bu sorular ışığında sorgulayan “Homo Homini Lupus ya da Yarını Unutmak” sergisi şiddetin/otoritenin meşrulaştırılmasının nasıl işlediğini/yöntemlerini/sonuçlarını görünür kılınmasına ve buna dair farkındalık yaratılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Fırat Arapoğlu küratörlüğünde Antonio Cosentino, Deniz Aktaş, Eda Gecikmez, Ferhat K. Satıcı, Işıl Eğrikavuk, İnsel İnal, Murat Tosyalı, Olcay Kuş ve Pınar Öğrenci’nin çalışmalarının yer alacağı sergi 26 Nisan – 25 Mayıs tarihleri arasında m1886 Art Projects’de görülebilir.
ANTONIO COSENTINO
DENİZ AKTAŞ
EDA GECİKMEZ
YENİ ANIT
IŞIL EĞRİKAVUK
İNSEL İNAL
MURAT TOSYALI
OLCAY KUŞ
PINAR ÖĞRENCİ
KÜRATÖR: FIRAT ARAPOĞLU
"An English Man In Newyork" video 5 dk.
Kentsel dönüşüm politikaları ile ranta açılan Fikirtepe Mahallelerinde çekilen bu film, bir vücut geliştirmecinin yıkıntılar arasında bedenine yaptığı yatırımı içeriyor. Kent ve beden arasında güç, imaj, yatırım konularında parallellikler kuran film, 2014 Nisan ayında çekilmiştir.
8 Eylül 2013 Pazar
ZEMBEREK SANAT ETKİNLİĞİ
NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ’NDE
Açıkalan Sanat Kolektifi (ASK)’nin düzenlediği “Zemberek” başlıklı sergi ve atölyeler dizisi, 8-22 Eylül tarihleri arasında Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde görülebilir.
Sergide; bireyin tanıklıkları üzerinden; iktidar mekanizmasının yarattığı kimlik tanımları, kültürel şiddet ve görsel hafıza gibi kavramlar sorunsallaştırılıyor. Kentin kaotik yapısı için kamusal alanı yeniden tanımlayan Zemberek Sergisi, toplumsal hareketlerin, iktidar yapısının eleştirilemez gücüne karşı ürettiği söylem ve eylemlere yeni bir bakış açısı sunuyor.
Yakın dönem tarihinde tanık olduğumuz siyasal, politik ve kültürel süreçlere bir eleştiri üreten Zemberek Sergisi kapsamında; Arzu Yayıntaş, Beksultan Oğuz, Betül Akzambaklar, Burhan Yılmaz, Cüneyt Çelik, Evrim Kavcar, Hangar Sanat Oluşumu (Atilla İlkyaz, Cebrail Ötgün, Cezmi Orhan), Hazal Aksoy, İnsel İnal, Mahal, Nazım Serhat Fırat, Neriman Polat, Özge Ünlütürk, Seçkin Tercan, Seher Uysal, Selin Kocagöncü, Tuğçe Kızılağıl, Yusuf Ziya Şen’in çalışmaları yer alıyor.
“Zemberek” süresince; İşlevdışı Atölye, Geri dönüşüm Atölyesi, Solucan Kompostu Atölyesi, Pankartların Dili Atölyesi ve Sanatsal Pratikte Etik atölyesi gerçekleşiyor.
Zemberek Sergisi; sanatın birleştirici ve özgürleştirici karakteri ile emekten ve özgürlükten yana yeni bir alan öneriyor.
Tarih: 8-22 Eylül 2013
Açılış: 7 Eylül
Detaylar ve sergi etkinlikleri hakkında daha fazla bilgi icin tıklayınız.
“Tehdit” 2013
İnsel İnal
inselinal.blogspot.com
Sanatçı bu çalışmasını “tehdit” meselesi üzerine kurmuştur. Durumun her zaman, bıkmadan, yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan sanatçı, tehdit edenlerin yapılarını çözümleyerek ancak kuşatmanın kırılabileceğini bize hatırlatmaktadır.
(Tehdit, hürriyete karşı işlenen bir suç olup; Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde "bir başkasına, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirece-ğinden bahsetmek" olarak tanımlanmaktadır.[1] Bir kişiyi malvarlığı bakımından zarara uğratacağından veya kötülük yapacağından bahsetmek de yine tehdit suçu kapsamındadır. Suçun; silahla, failin kimliğini gizleyerek, birden fazla kişiyle veya suç örgütü desteğiyle gerçekleştirilmesi halinde suç nitelik kazandığından, verilecek ceza artar.
Tehdit amacıyla suç işlenmesi halinde, işlenen suç veya suçlar için ayrıca ceza verilir.)
Sergi kapsamında iki üniversite, bilimin yanında sanat ve kültür yaşamına verdikleri desteklerle insanlık tarihi kadar eski olan seramik sanatı ve seramiğin sıcaklığı ile "Turkey-Korea Invitational Ceramic Symposium and Exhibition” başlığı altında ortak bir sempozyum düzenlemişlerdir. Hanyang Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı sempozyumda Türkiye’den üniversitelerde eğitim veren seramik sanatçıları ile Koreli seramik sanatçılarını bir araya gelerek birbirlerini tanıma fırsatı sağlarken aynı zamanda teknik ve sanatsal bilgi paylaşımının yanı sıra kültürel alışveriş ve dostlukların geliştirilmesi için önemli adımlar atılacaktır. Bu etkinlik ile iki toplum karşılıklı sanatlarını, beğenilerini sanat kültürlerini tanıma fırsatını bulacaklardır. Açılan bu sanat kapısı ile iki ülke arasında eğitim, bilim ve dostluk alanında da önemli gelişmelere yol açılmakta ve sanatla evrensel değerlere ulaşmayı hedefleyen Kore ve Türkiye, kültürler arası etkileşim ile seramik sanatının gelişmesine, yaygınlaşmasına yardımcı olmaktadırlar
14 mart-13 nisan 2013 tarihleri arasında Kore Hanyang Üniversitesi- Üniversiteli Türk Seramik Sanatçılarıyla birlikte uluslararası seramik sergisi ve sempozyumu ile seramik sanatını Seul’de buluşturan Türkiye’den 32 seramik sanatçısı Kore’den ise 80 olmak üzere toplam 111 kişinin katılacaktır.
Kang, Min Soo, Kho, Sung Jong, Ko, Yong Seok, Ko, Woon Yi, Kwack, Tae Young, Kwon, Soon Hyoung, Kim, Kyo Sik, Kim, Dae Yong, Kim, Dong Wook, Kim, Myung Ran, Kim, Mi Ok, Kim, Byung Ouk, Kim, Sang In, Kim, Sang Ho Kim, Sun, Kim, See Man, Kim, Youn Hwa, Kim, Yun Soo
Kim, Jung Nam, Kim, Joon Young, Kim, Ji Soo, Kim, Ha Yoon, Kim, Hye Rim, Nah, You Seok, Ro, Duk Ju, Min, Gi Hi Park, Mi Hae, Park, Soo Yong, Park, U Na, Park, Jong Hoon Bae, Do In, Shin, Kwang Suk, Shin, Kwang Sub, Shin, Se Young, Shin, Eun Ja, Shin, Ji Yeon, An, Byoung Gug
Eum, Sung Do, Oh, Chang Yoon, Won, II An, You, Heh Ja Yoon, Sun Wook, Yoon, Sol, Yoon, Ji Yong, Lee, Kyung Hee Lee, Kwang Sook, Lee, Nak Young, Lee, Dong Ha, Lee, Boo Yun, Lee, Seok Jin, Lee, Soo Bok, Lee, Ok Hwan, Lee, Wang Yong, Lee, Eun Jung, Lee, Jea Sung, Lee, Jung Suk Lee, Zee Soo, Lee, Chun Bok, Lee, Tae Heung, Lee, Heon Gook, Lee, Hye Seon, Lee, Ho Chul, Lee, Hee Won, Lim, Moo Keun, Jang, Ki Deuk, Jang, Yeong Pil, Chang, Yoo Kyung, Chang, You Mi, Jeon, Young Cheol, Jung, Koo-Im Chung, Dong Gyun, Chung, Chin Won, Jung, Hyun Hee Chung, Hae Won, Cho, Kwang Hun, Cho, Sung Nam Cho, II Mook, Cho, Hye Young, Cha, Jeong II, Cheon, Bok-hee, Choi, Dea Yeol, Choi, Eun Jin, Choi, Jae II, Choi, Jung Ae, Ha, Sung Mi, Han, Gil Hong, Han, Seok Ho, Han, Yong Beom, Huh, Min Ja, Hyun, Kyung Hee, Hyun, Joung Sook Hwang, Mi Ja, Hwang, Seung Wook
Türkiye,
hem kendi siyasal ve kültürel sorunları, demokratikleşme süreçleri,
hem bölgesindeki Arap baharı, Iran nükleer gündemi, ABD sonrası Irak ve
Suriye gibi siyasal sarsıntılar geçiren ülkelere yaklaşımları ve
tepkileri, hem de AB ile ilişkileri açısından küresel bağlamda dikkat
ve ilgiyle izleniyor. Bununla birlikte Türkiye, kültür ve sanat
etkinlikleriyle de küresel kültür sanayi içinde önemli bir etkinlik ve
üretim alanı oluşturuyor. Türkiye, 1980’lerin ortasında başlattığı
İstanbul Bienali ve 2010’da gerçekleştirdiği İstanbul Avrupa Kültür
Başkenti projesiyle yerleştiği bu özel konumu, Antalya, Antakya,
Çanakkale, İzmir, Mardin, Sinop Bienalleri ile pekiştiriyor.
Antik
çağdan günümüze kıtalar ve okyanuslar arasında jeopolitik bir geçit
olma özelliği taşıyan Çanakkale Boğazı’nın Doğu yakasında uzanan
Çanakkale’de gerçekleşecek olan 3. Bienal de, günümüzdeki siyasal,
ekonomik ve toplumsal gerçekler ve bunları sorgulayan, irdeleyen,
yorumlayan kurgular ve karşı duruşlar bağlamında savı olan bir kültürel
ve sanatsal etkinlik olmayı amaçlıyor.
Bu
sav, günümüz sanatçısının zihinsel, duyumsal ve görsel üretimleriyle
küresel ve yerel bağlamda demokrasilerin gerçekleşmesi için bir çalışma,
sorgulama, yorumlama ve çatışma alanları ya da durumları yaratacağını
göstermeye yöneliktir. Bu sav aynı zamanda, bu boğazın açıldığı Akdeniz
coğrafyasının günümüz küresel kültür sanayi içindeki bellek taşıyıcı,
esin verici, yaratıcılık tetikleyici, yenilik üretici özelliklerinin
etkisini de vurgulamaktadır. Bundan da öte bu sav, sanatın kendi
siyaseti olduğunu ve bunun öteki siyasetle rekabet ederek topluma başka
bir birlikte yaşama olanağını açtığını ileri sürmektedir.
Günümüz
sanatı -özellikle bir olguyu araştırmaya, analiz edip, sorgulamaya
dayalı sanat- belirli bir zamansal sürece dayalı, yavaş ama etkili
işleyen bir sürece sahiptir. Bu süreç niteliği, onun günlük yaşama sinen
birçok karmaşık olguyu bir çalışmada içermesini sağlar. Günümüz
sanatçısı adeta bir dedektif edasıyla politik, ekonomik ve kültürel
olguları araştırmakta, keşfetmekte ve sunmakta. Böyle yaparak görünen
yüzeyin altındaki akıntıyı keşfetmekte – bu akıntı Büyük İskender’in
üzerine yürürken Xerxes’e zorluk çıkarmıştı. 1810’da ise Lord Byron
Çanakkale Boğazı’ndan geçecekti ve bunu Don Juan şiirinde anlatacaktı.
Böylece
internet ağı ile birlikte glokal ölçekte bir araya gelen sanatçı ağları
coğrafyayı daralttıkları gibi, olaylara ilişkin zaman boyutunu da
azaltmaktalar. Siyasal ve kültürel hız sürecinde, olguları öğrenmekte,
sırlarının şifresini çözmekte ya da müdahale etmekte maharetli
durumdalar. Böylece geçmişin büyük anlatıları tekrar yazılmakta ve
ortaklıktan bireyselliğe dönmüş gibi duran post-modern özcülük ise
farklı bir epistemolojik gelişmeyi algılayamamaktadır –twitter ve
facebook üzerinden yayılan isyan dalgaları bunun açık kanıtıdır. Sadece
geçmişe dair bir hoşlanma belirtisini içermeyen bu çağdaş örgütlenme,
her ne kadar isyan ruhunu icat etmese de, bir isyan ateşinin birikmesini
sağlamaktadır.
Çağdaş
sanatçı, her zaman sınıf çelişkileri, etnik kimlikler, inanç, kimlik ve
öteki konularını ele alarak var olan sistemleri sorguladı ya da ona
savaş açtı. Yöntemi ise belirli bir sürece dayalı ve çözümseldi. Bu
süreçsellik, dinamizm ve çözüme dayalı ufuk, hızla değişen mekân ve
zamanların algılanmasıyla da en azından anlaşılabilmesi için bir kapı
açmıştır. Zaman ve mekânı kavrayabilmek ve onlardan hareketle politik,
ekonomik ve kültürel düzlemlere müdahale edebilmek, bazı sanatçılar için
örgütlü hareket etmeyi gerektirmiştir. Günümüzdeki sanatçı girişimleri
bunun en etkin örneğidir ve bu bir deneyimlerini toplumla paylaşmak
girişimidir.
3. Çanakkale Bienali,
a.bu tanımlamalar bağlamında gerçekleşen sanatın üretim, izlenme ve algılanma alanı olmayı ;
b.
küresel ölçekte yeniden çizilen coğrafyaları, tekrar bedenleşmeye
(incarnate) çalışan neo-liberal ekonomiyi, özellikle Ortadoğu’da
gözlemlenen politik dönüşümleri, iktidara dair baskıların artan oranda
coğrafya-dışı bir olgu haline gelmesini ve tüm bunların gündelik yaşama
bulaşan durumlarını görünür kılmayı;
c.
belirli bir kavram üzerinden bir araya gelen işler ya var olan durumun
bir manzarasını sunmayı ya da yeni bir manzaranın önericisi olmayı;
d. biraz da, yeni isyan dalgaları ile cisimleşen ve tekrar canlanan (revive) bu örgütlenme durumunu masaya yatırmayı
amaçlamaktadır.
3. Çanakkale Bienali;
a.
Bu bienalin kavramsal çerçevesini benimseyen uluslararası sanatçıları
ve sanat uzmanlarını davet ederek, kenti bu sanatçıların gündemine
yerleştirecek;
b.
Bu sanatçılara bu bienal için üretecekleri işleri yerleştirecekleri
Eski Otobüs Terminali, Er Hamamı gibi ilginç ve işlevsel mekanlar
sunacak;
c.
Kamusal alanlar, sanat ve kültür kurumları, üniversiteleri sanatçılarla
işbirliğine davet ederek, karşılıklı etkileşim ve iletişim ortamı
yaratacak;
d.
Toplumsal eğitim programları (atölyeler, açık oturumlar, konferanslar )
ile bienalin kavramsal çerçevesinin geniş ölçekli bir çözümlemesini ve
yorumlanmasını sağlayacak;
e.
Bienalin bir amaç değil, izleyiciyi üretim süreçlerine katılmaya
yönlendiren sürdürülebilir bir etkinliğe ve Akdeniz bölgesi için
kültürel bir arayüze (interface) dönüştürecek;
f. Çanakkale’yi küresel sanat ve kültür sanayi ve iletişim ağları içine konumlandıracaktır.
3.
Çanakkale Bienali Çanakkale Belediyesi himayesinde Genel Sanat
Danışmanı küratör Beral Madra, eş küratörler Fırat Arapoğlu ve Fatih
Balcı, Genel Koordinatör Seyhan Boztepe ve CABİNİN işbirliğiyle Ekim
2012’de gerçekleştirilecektir.
*Sanat
siyaset için bilgi ve temsiliyetler üretmez. O, duyumsallığın ayrı
cinsten düzenlerinin karşılıklı dayanışmasını, kurguları ve karşı
duruşları üretir. Bunları siyasal eylem için değil, kendi siyaseti
çerçevesinde, yani sanatı bir yandan kendini yok etmeye sürükleyen bir
yandan da yalnızlığa kilitleyen o çift hareket uyarınca üretir. Sanat,
kendisinden ortak duyumsal mekânı bölmeyi talep eden biçimleri ve etken
ve edilgen, tek başına ve birlikte, görüntü ve gerçek arasındaki
ilişkileri, yani tiyatronun, filmin, müzelerin ve okunan sayfaların
zaman-mekânını yeniden düzene sokan kurguları ve karşı duruşları üretir.
Böylece deneyimlerin yeniden şekillenmesini sağlayan biçimler üretir-
birlikte deneyim yaşamayı yeniden biçimlendiren ve yeni sanatsal karşı
duruşlar oluşturan siyasal özne olmanın biçimlerinin oluşacağı alandır
o.
Jacques Ranciére, Die Aufteilung des Sinnlichen (Die Politik der Kunst und İhre Paradoxen), Polypen, 2008, s.89-90